daha dokunmadan kurudu irem
çöllere bir türlü yağamıyorum
yeni bir koşuşun başlangıcında
biraz deprem sonrası
biraz şehir hülyası
bir kalp yangınından geriye kalan
siyah gözlerine beni de götür
artık bu yerlere sığamıyorum
pembe uçurtmalar yollandığından beri
sarardı tiryaki menekşeleri
sonbaharın tozlu kafeslerinde
sevgi turnaları yakalıyorum
turnalar gidiyor; ben kalıyorum
avareyim, asûdeyim, yorgunum
bilmiyorum neden sana vurgunum
erzurum garında banklar üstünde
uyku tutmuyor karanlıkları
yitik düşlerimi kovalıyorum
gölgeler gidiyor; ben kalıyorum
binbir türlü kokuyorsa yaylalar
siyah gözlerine beni de götür
baharın koynundan koparıp sana
ipek bir mendile sardığım yüreğimle
şehzade gülleri gönderiyorum
umutlar kalıyor; ben gidiyorum
bütün yelkenlileri, deniz fenerlerini
kaptanları sorgulayan
yanından geçen küheylanların
korku tûfanına yakalandığı
siyah gözlerine beni de götür
güneş ülkesinden gelen yiğitler
benzeri olmayan bir dünya kursun
cellat, ayrılığın boynunu vursun
usul usul intizârı çürüten
bu hercai diken, bu çılgın arzu
sürüklüyor imkânsız muştuların
eşiğine gönül vâdilerini
bir ağaçtan düşen yapraklar gibi
düşüyorum tanyerine
ya topla yaralı kırlangıçları
ya da bu vefâsız şarkıyı bitir
özgürlüğe giden tutsaklar gibi
siyah gözlerine beni de götür
Nurullah Genç
Her dinlediğimde beni ağlamanın kıyısına götüren bir şiir, özellikle son iki dizesinde artık kopmuş oluyorsunuz birde umutlar gidiyor ben kalıyorum, gölgeler gidiyor ben kalıyorum kısımlarıda insanı uçurabilirXD melankolik bir havada okunmasını, dinlenmesini pek önermiyorum. _________________
...Here comes the rain again
Raining in my head like a tragedy
Tearing me apart like a new emotion
Here it comes again
Here it comes again...
Ben sana mecburum bilemezsin
Adını mıh gibi aklımda tutuyorum
Büyüdükçe büyüyor gözlerin
Ben sana mecburum bilemezsin
İçimi seninle ısıtıyorum
Ağaçlar sonbahara hazırlanıyor
Bu şehir o eski İstanbul mudur?
Karanlıkta bulutlar parçalanıyor
Sokak lambaları birden yanıyor
Kaldırımlarda yağmur kokusu
Ben sana mecburum sen yoksun
Sevmek kimi zaman rezilce korkudur
İnsan bir akşam üstü ansızın yorulur
Tutsak ustura ağzında yaşamaktan
Kimi zaman ellerini kırar tutkusu
Birkaç hayat çıkarır yaşamasından
Hangi kapıyı çalsa kimi zaman
Arkasında yalnızlığın hınzır uğultusu
Fatihte yoksul bir gramafon çalıyor
Eski zamanlardan bir Cuma çalıyor
Durup köşe başında deliksiz dinlesem
Sana kullanılmamış bir gök getirsem
Haftalar ellerimde ufalanıyor
Ne yapsam ne tutsam nereye gitsem
Ben sana mecburum sen yoksun
Belki Haziranda mavi benekli çocuksun
Ah seni bilmiyor kimseler bilmiyor
Bir şilep sızıyor ıssız gözlerinden
Belki Yeşilköy'de uçağa biniyorsun
Bütün ıslanmışsın tüylerin ürperiyor
Belki körsün kırılmışsın telâş içindesin
Kötü rüzgâr saçlarını götürüyor
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Bu kurtlar sofrasında belki zor
Ayıpsız fakat ellerimizi kirletmeden
Ne vakit bir yaşamak düşünsem
Sus deyip adınla başlıyorum
İçim sıra kımıldıyor gizli denizlerin
Hayır başka türlü olmayacak
Ben sana mecburum bilemezsin..
Attila İlhan
Spoiler:
CİNAYET SAATİ
Haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi
Demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
Dört bıçak çekip vurdular dört kişi
Yemyeşil bir ay gökte dağılıyordu
Deli cafer ismail tayfur ve şaşı
Maktulün onbeş yıllık arkadaşı
Üçü kamarot öteki aşçıbaşı
Dört bıçak çekip vurdular dört kişi
Cinayeti kör bir balıkçı gördü
Ben gördüm kulaklarım gördü
Vapur kudurdu kuduz gibi böğürdü
Hiçbiriniz orada yoktunuz
Demirlemişti eli kolu bağlıydı ağlıyordu
On üç damla gözyaşını saydım
Allahına kitabına sövüp saydım
Şafak nabız gibi atıyordu
Sarhoştum Kasımpaşa'daydım
Hiçbiriniz orada yoktunuz
Haliç'te bir vapuru vurdular dört kişi
Polis kaatilleri arıyordu
Deli cafer ismail tayfur ve şaşı
Üzerime yüklediler bu işi
Sarhoştum Kasımpaşa'daydım
Vapuru onlar vurdu ben vurmadım
Cinayeti kör bir balıkçı gördü
Ben vursam kendimi vuracaktım...
Attila İlhan
gerçekten sevdiğim bir şair şiirleri bazen kafiyeli olmasada nedense okuyunca içimde bir şeyler hissediyorum... _________________ .
Köşe
Sen geldin benim deli köşemde durdun
Bulutlar geldi üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin
Merhamet saçlarını ıslatan sessiz bir yağmurdu
Bulutlar geldi altında durduk
Konuştun güneşi hatırlıyordum
Gariptin yepyeni bir sesin vardı
Bu ses öyle benim öyle yabancı
Bu ses saçlarımı ıslatan sessiz bir kardı
Dişlerin öpülen çocuk yüzleri
Güneşe açılan küçük aynalar
Sert içkiler keskin kokular dişlerin
İçinden geçilen küçük aynalar
Ve güldün rengarenk yağmurlar yağdı
İnsanı ağlatan yağmurlar yağdı
Yaralı bir ceylan gözleri kadar sıcak
Yaralı bir ceylan kalbi gibi içli bir sesin vardı
Sen geldin benim deli köşemde durdun
Bulutlar geldi üstünde durdu
Merhametin ta kendisiydi gözlerin
Sezai Karakoç
_________________
~Nobu and Hachiko~
by Arashi *___*
Diyebileceğim söz kalmadı >.<
Spoiler:
Manyağız çatlağız bizi deli yapana dalarız
domo ikizime *-*
benimde çok sevdiğim bir şiir vardır. nazımın bu şiirini herkes bilmez nednse ama bence mükemmel bir şiir...
Spoiler:
BİR FOTOĞRAFA
Karşımdasın işte...
Bana bakmasan da oradasın, görüyorum seni.
Ah benim sevdasında bencil, yüreğinde sağlam sevdiğim.
Kalbime gömdüm sözlerimi, ceset torbası oldu yüreğim.
Tıkandığım o an,
Elimi nereye koyacağımı şaşırdığım o an işte,
Aklımdan o kadar çok şey geçti ki takip edemedim.
Ellerim boşlukta, ben darda kaldım.
Ellerim buz gibi, ben harda kaldım.
Bir senfoni vardı kulağımda çalınan,
bitti artık hepsi...
Köşeme çekildim, hani hep kaldığım köşeme.
Bakış açım belli oldu yine.
Geride kalan, ardından bakar gidenlerin.
Bir meltem olacak rüzgârım dahi kalmadı benim.
Dağlara çarptım her esişimde.
Yollara küfrettim her gidişinde.
Demiştim sana hatırlarsan:
“Önemli olan ‘zamana bırakmak’ değil,
‘zamanla bırakmamak’ tır..”
Şimdi bana, geçen o zamanın
Unutulmaz sancısı kalır
Gittiğim eğer bensem, söyle bana kimden gittim?
Sende yoktum zaten ben, ben yine bende bittim...
NAZIM HİKMET
_________________ Kendini yalnız hissettiğin kadar yalnızsın
Ve güçlü hissettiğin kadar güçlü
teşekkürler sun
Spoiler:
teşekkürler yumiyum... çok tatlısın...
sevgi çok teşekkür ederim... bu güzel imza için ne kadar teşekkür etsem az...
Adam Kadın ve Çocuk
Adam önce kitapları topladı
Kadın kapısı kapalı ağlıyordu
Çocuk merdivenlerde zaman dursa istiyordu
Bir ayrılığın üç dalıydılar
Birikmiş ne varsa atma zamanıydı şimdi
Çocuk merdivenlerin basamaklarını saydı
Saçlarını çözdü bir daha ördü
Kadın kapı kolunu tutmak, kapıyı açmak, adamın yanına gitmek istedi
Adam resimleri ayırdı
Bir ayakkabı kutusuna koydu
Çocuk kapı ziline baktı
Kadın duvardaki saate
Adam açık olan pencereye..
Bir ayrılığın üç kahramanıydılar
Zaman durmuyor, adam kalmıyor, kadın engel olmuyordu
Zaman duramıyor, adam kalamıyor, kadın engel olamıyordu....
Çocuk buynundaki ipli anahtarla kapıyı açtı
Çizgili defterinin arasından kuruttuğu gelincik çiçeğini aldı
Kadın balkon kapısını açtı rüzgar perdeleri uçurdu
Adam açık pencereyi kapattı masanın örtüsünü düzeltti
Bir ayrılığın üç adımıydılar
Adam gitti, kadın kaldı, çocuk büyüdü
Şimdi gelincik bir ayakkabı kutusunda siyah beyaz resimlerle birlikte Ayakkabı kutusunun anısı çocuğun kilitli kalbindeler
Bir ayrılığım üç resmiydiler;
Adam, kadın ve çocuk
Perdeler, kapı kolu ve merdiven
Bir ayrılığın üç şahidiydiler......
İclal Aydın
şiir çok güzel ama iclal aydın sesiyle mükkemmel _________________
~Nobu and Hachiko~
by Arashi *___*
Diyebileceğim söz kalmadı >.<
Spoiler:
Manyağız çatlağız bizi deli yapana dalarız
domo ikizime *-*
02 Ağu 2009 16:37
hotaru_cha
Anime Fan
Kayıt: 30 Hzr 2009 Mesajlar: 333 Ünvan: Prenses Puan: 725 Nerden: zaman ve mekanın önemi yok benim için u.u Teşekkür: 2 Durumu: Çevrimdışı
Bir World-sensei baş yapıtı
Sulananın, göz koyanın, laf edenin vb. hal ve hareket içerisinde bulunan forum üyesi veya üye olmayan bütün insancıkların gözleri itinayla oyulur haberiniz ola
Dünyada yapacağın en güzel iş
Arar gibi çölde yitik inci tanesini
Yaşam boyu aramak kendi sesini
Belki bulursun belki bulamadan ölürsün
Dünyada kazanacağın en büyük başarı
Milyarlık tarihin coğrafyanın içinde
Arayıp arayıp kendi sesinin bulmak
Belki bulabilirsin belki bulamadan ölürsün
Dünyada en zor iş zorun da zoru
Bütün arayıp bulduklarını yitirsen bile
Elbet yine öleceksin ölsen bile
Kalsın diye dünyada
Kendi Sesini yitirmemek
Seni düşünmek güzel şey
ümitli şey
dünyanın en güzel sesinden en güzel şarkıyı dinlemek gibi bir şey.
Fakat artık ümit yetmiyor bana,
ben artık şarkı dinlemek değil
şarkı söylemek istiyorum...
_Nazım Hikmet_
(bu şiire hastayım =D) _________________
~Nobu and Hachiko~
by Arashi *___*
Diyebileceğim söz kalmadı >.<
Spoiler:
Manyağız çatlağız bizi deli yapana dalarız
domo ikizime *-*
21 Eyl 2009 15:17
_GÜZEL_BLOOM_
Yeni Üye
Kayıt: 25 Eyl 2009 Mesajlar: 31 Nerden: ANKARA Durumu: Çevrimdışı
Aşk, ölüme atlamak demekmiş.
Aşk, ölüme atlamak demekmiş.
Yalanlarıyla seni gülümsetirmiş.
Bağlandığın an seni terk edip gidermiş.
Aşk, sevdiğini sanmak demekmiş.
Aşk, ölüme atlamak demekmiş.
Bir gün üzüleceksin anlamına gelirmiş.
Aşk, yalan söylemeyi öğrenmek,
O söylediğin yalanlarla yaşamak demekmiş.
Aşk, ölüme atlamak demekmiş.
Bazen gülümsemek, bazen hüzünlenmek demekmiş.
Aşk, yüzme bilmeden yüzmeye çalışıp,
Suyun içinde boğulmak gibiymiş.
Aşk, ölüme atlamak demekmiş.
Bir çivi gibi çakılmak,
Batmış bir gemi gibi kaybolmak,
Köpek gibi değer vermek gibiymiş..
_________________ __AY__SAVAŞCISI__WİNX__CLUB__
İKİNCİ GELİŞ
Dönen ve dönen, genişleyen dairede
Şahin, şahinciyi duyamaz
Her şey dağılır, merkez tutamaz
Yalnız anarşi salınır dünya üzerine
Kanla-kararmış akıntı serbest bırakılır, ve her yerde
Suçsuzluğun töreni boğulur
En iyinin eksiktir inancı, en kötüsü
Ateşli şiddetle doluyken;
Kesinlikle yakındadır bir açığa vuruluş
Kesinlikle yakındadır ikinci geliş
İkinci geliş!Daha bu sözcükler dışarıya çıkarken
Ortaklaşa paylaşılan bilincin, dünya kadar etkin imajı
Rahatsız ederken benim görüşümü:çölün kumlarında bir yerde
Aslan vücutlu insan başlı bir şekil;
Boş ve acımasız güneş gibi bir bakış
Kımıldatıyor yavaş kalçalarını, onun etrafındaki her şey
Öfkeli çöl kuşlarının gölgelerini fırıl fırıl döndürürken
Karanlık tekrar iner; fakat şimdi anlarım,
21 yüzyılın taş uykusunun
Sallanan bir beşik tarafından tedirgin edildiğini korkulu rüyaya,
Ve hangi azgın hayvan, onun saati dönüp başlangıç noktasına gelen,
Betlehem’e doğru omuzlarını sarkıtarak yürür, doğmak için?! _________________ By mee... Son kez!Parla!
Spoiler:
By Daydream...
Spoiler:
27 Ksm 2009 21:58
Neo_Queen_Serenity
Süper Üye
Kayıt: 07 Ekm 2009 Mesajlar: 817 Puan: 550 Nerden: Gümüş Bin Yıl Teşekkür: 19 Durumu: Çevrimdışı
Acı çekmek özgürlükse,
özgürdük ikimiz de.
O yuvasız çalıkuşu,
Bense kafeste kanarya.
O dolaşmış daldan dala,
Savurmuş yüreğini.
Ben bölmüşüm yüreğimi,
Başkaldıran dizelere.
Kavuşmak özgürlükse,
Özgürdük ikimiz de.
Elleri çığlık çığlık,
Yan yana iki dünya.
İkimiz iki dağdan,
İki hırçın su gibi,
Akıp gelmiştik.
Buluşmuştuk bir kavşakta...
Unutmuştuk ayrılığı,
Yok saymıştık özlemeyi.
Şarkımıza dalmıştık...
Mutluluk mavi çocuk,
Oynardı bahçemizde.
Aramakmış oysa sevmek,
Özlemekmiş oysa sevmek.
Bulup bulup yitirmekmiş,
Düşsel bir oyuncağı.
Yalanmış hepsi yalan...
Sevmek diye bir şey vardı,
Sevmek diye bir şey yokmuş.
Acılardan artakalan,
İşte bu bakışlarmış.
Kuğu diye gözlerimde,
Gün batımı bulutlarmış.
Yalanmış hepsi yalan...
Savrulup gitmek varmış,
Ayrı yörüngelerde.
Acı çekim günlerce,
Acı çektim susarak.
Şu kısacık konuklukta,
Deprem kargaşasında,
Yaşadım bir kaç bin yıl.
Acı çekmek özgürlükse,
Özgürdük ikimiz de.
*Mayıs başında yapacağımız şiir dinletisinde okuyacağım şiir. Ezberimde. Cihan Hoca ezberlettirdi sağ olsun o__O _________________
Bu forumda yeni başlıklar açamazsınız Bu forumdaki başlıklara cevap veremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı değiştiremezsiniz Bu forumdaki mesajlarınızı silemezsiniz Bu forumdaki anketlerde oy kullanamazsınız